!!!
logo

SIKÇA SORULAN SORULAR

Haftalık veya aylık kilo verme hızı ne olmalıdır?

Diyet programına başlayan hemen hemen herkes bir an önce yağlarından kurtulup istediği beden ölçüsüne sahip olmak ister. Ancak bazı etmenler var ki bunlar bizim kilo verme veya kilo alma hızımızı belirler.

Bu etmenlerden bizim kontrolümüz dışında olanlar; boy, cinsiyet, yaş, genetik faktörler, bizim kontrolümüzde olanlar ise; yaşam tarzı, kilonun fazlalığı ve motivasyondur. Yani boyu uzun olanlar, erkekler, genç olanlar, kilosu fazla olanlar ve kilo verme motivasyonu yüksek olanlar diğer kişilere göre daha hızlı kilo verirler. Burada doğru yapılması gereken kişinin kendi vücudunu tanıyıp vereceği kilonun hızını vücuda bırakmasıdır. Kendi kilo verme hızını diğer bir kişiyle karşılaştırmak çok yanlıştır.

Örneğin 100kg 170cm boyundaki bir kişinin haftalık normal kilo verme değeri 1-1,5 kg olabilirken, 65kg 158 cm boyundaki bir kişinin kilo verme değeri 0,5-1kg olmaktadır. Ne kadar yavaş kilo verirseniz, o kadar bölgesel, kalıcı ve sinir sisteminizi yıpratmadan kilo vermiş olursunuz. Çünkü kilo verme programları bir yarış değildir.

Tatlandırıcılar kanser yapar mı?

Kilo verme programları ve diyabet programlarının vazgeçilmezi olan tatlandırıcılar genellikle kimyasal yapılarından dolayı kullanıcılar tarafından hep sorgulanmışlardır.

Tatlandırıcılar bileşiminde kullanılan maddelere göre gruplara ayrılmışlardır. Tatlandırıcıların bir kısmı (sakarin) ısıya daha dayanıklı olduğundan kahve gibi kaynatılarak yapılan içeceklere daha uygundur. Aspartam ise kaynamaya dayanıklı olmadığından içeceğe sonradan katılır.

Bu ürünler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarda hiçbir kanserojen etkilerinin olmadığı tespit edilmiş ve FDA kullanımı güvenli bulunmuş olmasına rağmen özellikle hamile gebe ve çocukları çok mecbur kalmadıkça tatlandırıcı içeren her türlü üründen uzak kalmaları, diğer bireylerin ise ortalama olarak 20 adedi geçmeyecek şekilde kullanmaları önerilir.

Verilen kiloları geri almamak için sürekli diyetmi yapmalıyım?

Verilen kiloları koruyabilmek belkide bu işin en zor ikinci kısmıdır (birinci kısım karar verip başlamaktır). Kilo korumak yapılan diyetin kalitesiyle bire bir alakalıdır, yani kilo vermek için uyguladığınız diyet ne kadar size özel olarak hazırlandıysa, kilo almanız da o kadar zor olur.

Çünkü kaliteli bir şekilde kilo vermek demek, vücut yağ dokusundan kilo vermeyle olur. Eğer diyet size özel hazırlanmadıysa verilen kilolar yağdan çok, su ve kastan gerçekleşebilir. Bu takdirde hem sağlıksız bir görünüme kavuşulur hem de verilen kiloyu geri almak kolaylaşır.

Ayrıca diyet yaparken yapılan spor da çok yoğun olmamalıdır. Çünkü spor bırakıldığı zaman verilen kiloları almakta o kadar kolay olur. Zayıflama diyetiyle arzu edilen kiloya geldikten sonra belirli bir dönem koruma programı yapılmalıdır.

Bu programda besin çeşitliliği yavaş yavaş genişleterek normal yaşantıya uyum sağlanır. Yani verilen kiloları korumak için ömür boyu diyette kalmak gerekmemektedir. Ancak kişinin kendi vücut tipine göre hangi sistemle beslenmesi gerektiğini bilmesi ve uygulaması çok önemlidir.

Kolesterolümü ilaçsız düşürebilir miyim?

Kolesterol vücudumuzda safra asitlerinin sentezi için gerekli mum kıvamında yağ türünden bir maddedir. Dolayısıyla kolesterol vücudumuz için uygun miktarlarda bulunması hormonlar, D vitamini ve yağ asitlerinin sindiriminde gereklidir.

Kolesterolün %80 endojen (vücut tarafından üretilirken), %20 lik kısmı ekzojen (diyetle dışardan alınır) dir. Tüm dünyada kabul gören tedavi basamakları şöyledir; altı hafta süre ile sadece diyet tedavisi uygulanır, eğer düşüş elde edilirse başka herhangi bir şeye gerek kalmaz.

Eğer düşüş olmaz ise diyet + ürün desteği (balık yağı ekstresi gibi) yapılıp tekrar altı hafta boyunca takip edilir. Sonuç alınamaz ise işte o zaman diyet + ürün desteği + ilaç tedavisine geçilir. Kolesterol kişiler için oldukça sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Kolay kolay ölçülmeden dışarıya bulgu vermez, yani kişi fark etmeden senelerce yüksek kolesterolle gezebilir.

Bunun en zararlı tarafı uzun seneler önlem alınmadan yüksek seyreden bu kolesterol zamanla damar çeperlerine birikerek damarda daralmalara ve ileriki boyutta da o damarın beslediği organa kan taşınamamasına dolayısıyla kalp krizi, felç , böbrek gibi hastalıklara neden olabilir.

Diyet + yürüyüş + ürün desteği ile düşmeyecek kadar inatçı bir kolesterol de ;keten tohumu, fındık, ceviz gibi yiyecekleri tüketerek ilaç tedavisinden kaçmamak gerekiyor. Fındık, ceviz gibi kuruyemişlerin uygun miktarlarda yenildiğinde kolesterol düşmesine faydaları olduğu inkar edilemez. Ancak ilaç tedavisinin gerekli olduğu vakalarda da mutlaka ilaç tedavisine başvurulmalıdır.

Ayrıca fındık, ceviz gibi kuruyemişlerin aşırı tüketimi kilo aldıracağından dolayı bu da vücuda ayrıca zarar verecektir. Kolesterolün düşürülmesine yardımcı olabilecek öneriler ve kaçınılması gerekenler şunlardır; Önerilen besinler; Balık özellikle somon ve ton balığı, yeşil yapraklılar, kuru bakliyatlar, az miktarlarda olmak koşulu ile badem, fındık ve ceviz. Yasaklanan besinler; Sakatat (ciğer, kokoreç, beyin, vb.), salam, sucuk, sosis, pastırma, krema, kaymak, tam yağlı süt ürünleri, tavuk derisi, domuz eti, kalamar, karides, iç yağları, margarin.

Dikkatli tüketilmesi gerekenler; Kuzu eti ve diğer kırmızı etler, yumurta sarısı, midye, istakoz, bitkisel yağlar ve bunlarla yapılan kızartmalar. Tabi bütün bunların yanında iyi huylu kolesterol dediğimiz HDL kolesterolü yükseltmek için yürüyüş önerilir.

Metabolizma nedir? Hızlandırmak veya yavaşlatmak mümkün mü?

Metabolizma hızı; İnsanın bir günde uyumadan hareketsiz yatarken sadece hayati organlarının çalışmasına bazal metabolizma, hareketli olarak bir günde harcadığı enerjiye ise aktivite metabolizma denir. Metabolizma hızı kilo verme hızıyla direk olarak alakalıdır.

Vücut metre karesi büyüdükçe (kilo-boy oranı arttıkça) hızlanır, küçüldükçe ve yaşlandıkça yavaşlar. Erkek vücudunun kas oranı bayan vücuduna oranla daha fazla olduğundan metabolizması da daha hızlıdır. Ayrıca 40-45 yaşından itibaren kaslardaki azalmaya ve vücut organlarının yaşla birlikte daha yavaş çalışmaya başlamasıyla birlikte metabolizma da yavaşlar.

Daha çok 35 yaş üstü bayanlarda görülen tiroid fonksiyon bozuklukları da metabolizma hızı üzerinde etkilidir. Normalde uzman hekim tarafından teşhisi konulmadıkça ve tedavisi için gerekli ilaçlar verilmedikçe sadece metabolizmam daha hızlı çalışsın diye kullanılan ilaçlar vücuda kalıcı hasarlar verebilir.

Metabolizmasının yavaş çalıştığını düşünen kişiler yapılan tetkiklerde de herhangi bir hastalığa rastlanmadıysa metabolizmalarını hızlandırmak için daha fazla fiziksel aktivite ve biraz daha sık öğünlü diyet programları uygulayabilirler.

Tabi ki bu durumdaki kişiler metabolizmalarını iyi tanıyıp ona göre hedef belirleyip sabırlı davranmalıdırlar.

Selülit nedir? Nedenleri ve tedavi yöntemleri nelerdir?

Özellikle kilo problemi olan bayanlarda görülen cildin özellikle uyluk, kalça, diz içi bölgelerini tutan tıptaki ismi “hidrolipodistrofi” olan portakal görünümlü bir cilt ve dolaşım hastalığıdır. En önemli sebebi vücut yağlanması ve hormonal düzensizliktir.

Özellikle bayanlara özgü olan FSH ve ÖSTÖROJEN hormonlarındaki dengesizlik selülite neden olmaktadır. Bazen hiç kilo problemi olmayan bayanlarda da selülit görülebilmektedir. Kilo problemi olmadan selülit problemi olan kişilerin beden kitle indeksine göre kiloları iyi olmasına rağmen vücut yağ oranları yüksek olabilir. Ayrıca hormonal veya hareketsizlikten kaynaklı dolaşım güçlüğü olabilir.

Selülit tedavisindeki en önemli aşama vücuttaki fazla yağlardan kurtulup ideal kiloya düşmek, yüzme, yürüyüş, jimnastik gibi sporları düzenli yapmak, selülitli bölgeye düzenli olarak lenfatik masaj yapmak (aşağıdan yukarıya doğru) ve mezoterapidir.

Takip ettiğim vakalarda doğru bir zayıflama programıyla birlikte sadece kilo vererek ve yürüyüş yaparak selülitlerde %80 lere yakın iyileşme kaydedilmiştir. Ayrıca hem diyetin hem de sağlıklı yaşamın bir parçası olan bol su içimi unutulmamalıdır. Günde en az 2 lt. su içilmesi tavsiye edilir.

Diyet yapmadan aletlerle, kremlerle veya ilaçlarla zayıflamak mümkün mü?

Keşke mümkün olabilseydi, o zaman bu ilacı, kremi veya cihazı bulan kişi hem dünyanın en zengin birinci insanı olurdu hem de tıp Nobel ödülünü alırdı. Aslında inanmasak bile bazen duymak istediğimiz şeyi söyleyen birileri olunca olayın saçmalığına rağmen denemekten kaçınmadığımız o kadar cok şey var ki.

Bu da onlardan biri gibi, düşünün bir kere dünyanın bilim ve teknolojide en gelişmiş ülkeleri bile obezite sorunuyla baş etmek şöyle dursun ulusal seferberlik ilan etmişken birilerinin kalkıp şarlatanca ister doktor ister eczacı ister diyetisyen isterse pazarlamacı olsun “bende bir bitkisel ilaç veya bir alet var şu kadar zayıflatıyor şu kadar inceltiyor” demesi gerçekten akla sadece ticari bir amaç için insan sağlığının tehlikeye atıldığını gösteriyor. Kilo almak veya vermek; alınan ve harcanan enerjinin dengesi veya dengesizliğiyle mümkündür. Bunun dışında yapılacak işlemler tek başına kilo vermede hiçbir anlam ifade etmez.

Diyet yapıyorsak ve bu şarlatan yöntemleri de beraberinde kullanıyorsak sadece yaptığımız diyet bizi zayıflatır, yanında kullandığımız ürün ise diyetle aldığımız sonucu haksız yere üstlenmiş olur. Bu türden yöntemlerin işe yarayıp yaramadığını anlamanın bir diğer yolu ise istediğimiz her şeyi sınırsızca yiyip bu yöntemleri denemektir. Bu durumda vücuttan 1gr bile yağın gitmediğini sadece cüzdanınızın zayıfladığını göreceksiniz.

Piyasada son günlerde moda olan ve sanki çok mucizevi bir ilaçmış gibi lanse edilen ürünler ise aslında diyetsiz hiçbir işe yaramaz. Ancak gerek görüldüğünde uygun bir diyetle birlikte morbid obezite gibi ağır vakalarda uzman hekim kontrolüyle kullanılabilir. Başarı yine kişinin kendisidir.

Kilo verme; diyetle ve beslenme düzenini oluşturmayla olur ki bunu da bireyin kendisinin yerine bir başkasının yapması beklenemez. Adı bitkisel olsa bile bazı ilaçların kilo vermede oldukça zararlı oldukları görülmüştür.

Bu tür ilaçları genellikle elden pazarlama yöntemiyle, bireylere zayıflamış insanların ilk ve son hallerini görsel bir şova dönüştürerek ve ürünün bitkiselliğinin arkasına sığınarak yapan şarlatanlar yasal boşluklardan yararlanarak insanlara sözde zayıflamayı vaat ediyorlar. Bu ürünlerin ya (diüretik) ya da besinlerin sindirilmeden atılmasını sağlayan (bloker) zararlı ürünlerdir. Her bitkisel maddenin zararlı olmadığı düşünülemez.

Su içsem yarıyor, ne yapmalıyım?

Seneler ilerledikçe yediğimiz yemekleri vücudumuzun yakma kapasitesi düşer, depolama kapasitesi artar. Yirmili , otuzlu yaşlarda yediğinizi, kırklı ve ellili yaşlarda yemeye kalkarsanız maalesef vücudunuzun kalori yakma konusunda o kadarda şanslı olmadığını göreceksiniz.

Bazı kişiler kendi yedikleri yemeğin miktarının gerçekten de az olduğunu iddia ederler. Bu kişiler ya besinleri seçerken hata yapıp kendilerini doyurmayan ama yüksek kalori veren ayaküstü atıştırılan besinleri yiyip karınları da doymayınca fazla yemediklerini düşünüyorlar veya kendi yediklerini bir başka kişinin sadece bir öğünüyle karşılaştırıp ben bunlardan daha az yiyorum ama niçin daha kiloluyum diyebiliyorlar. İnsanların sadece birkaç günlük besin tüketimine veya bir öğünde yediklerine bakılarak karar vermek çok zordur.

Herkesin harcadığı enerji düzeyi de kendine özel olduğundan dolayı kişinin kendi yediklerini bir başka kişiyle mukayese edip karar vermesi çok yanlıştır. Kilolu kişilerin bir çoğunda kilonun esas nedeni oburluk değil yanlış besin seçimi ve dengesiz öğün planlanmasından kaynaklanan şeker düşmesi (hipoglisemi) sonucu kişilerin ne yediğini bilmeden ve karnı doymadan yedikçe yiyesinin gelmesi durumudur. Bu durum en çok şekerli şeyleri yedikçe ortaya çıkar.

Aslında çok basit bir tedavisi vardır; kişi karnını doyurabileceği besinleri seçip mideyi hiç aç bırakmadan azar azar sık sık yemeye başlayınca şekeri düşmeyecek ve canı abur cubur çekmeyecektir. Böylece “aç kalma = şeker düşmesi = aburcubur = şeker düşmesi” kısır döngüsünden kurtulmuş olacaktır. Böylece kendisi de, o yiyip yiyip kilo almayan gruba girmiş olacaktır.